3 Şubat 2013 Pazar

AYAĞIMI YERDEN İLK KESİŞİM

Senelerce pilot olmak isteyipde bir uçağa bile binmeyen ben en sonunda işim düstü diye uçağa adımımızı attık tabiki heyecan dolu dakikalar bizi bekliyordu. Biz mi kimiz, biz yoldaşlar, biz aynı kaderin sillesini yemiş al birinin vur ötekine iki delikanlı İhsan Şen ve bendeniz Mustafa Kahvecioğlu. Belçika vizemizi aldık ki bu hikayenin notlarını önumuzdeki gunlerde paylaşacağım, sıra yollara düşmeye kalmıştı. Yok efendim vize cıkar mı bu uçak parasının biletleri bir tarafımıza kaçarmı endişesini taşımaya devam ettiğimiz günlerde, Pegasus hava yollarından aldığımız İzmir-İstanbul-Brüksel yolunu izleyen uçağımıza İzmir Adnan Menderes Havalimanından binmek için gittik. Tabi babama yanlış yoldan göturten ben ha geç kaldık ha geç kalcaz endişesızyle alana vardık. Pegasus ta yurtdışı uçuşlarda bagaj hakkınız 20kg cabin bagajı hakkın 8 kgdır. Buna bayanların çantaları ve laptolar çantaları dahil olmuyor tabiki. Bizde kokoş bayanlardan eksik kalmayalım dedik bavulumuzu maksimal seviyede doldurduk ki bir baktık 28-29 kg arası birşey çıktı. Tabi fazla kg ücretlerini arastırırken öğrendikki kg başına 5€ alıyorlar. Ama iyi incelemek lazım kı önceden bildirilen fazla kglar için ücret 2€. Dolayısıyla bu fırsatı kaçırmayan bizler hemen 10kg daha bagaj hakkı aldık helalinden 50 TL ödedik. Ama bavulların biri 7.9 kg biri 29.8 kg gelince önceki tartmalarda hava alanında da bir heyecan basıyor ister istemez. O sırada benim cabin bavulumun ölçulerını buyuk bulan FLYPGS çalısanına dil dökup yapma ablacım öğrenciyiz etme diyerek kabul ettırdık. İşler burada sona eriyor. Aktarmalı gittiğimizden büyük bavullar elımıze Belçıkada geçti ancak kabın bavullarıyla savrulup durduk. İzmir-İstanbul arası çok rahat y= -x^2 grafiğine benzeyen bir yol izliyorsunuz. Tepe noktasına ulasınca 10dk kadar devam edip direk inişe başlıyor zaten yolda türbulans vs gibi etkinliklere girmedik merak da ediyordum hani hepsini tek seferde yaşayım dıye ama olmadı.  İstanbula indiğimizde ki Sabiha Gökçene indik ortam akıyor bir kalabalık ki sormayın. Herkes birşeylerın peşinde. Tabi biz PC801 nolu uçusu beklıyruz. Dedikki geçelim artık. Görevli polisin önüne gitmeden "YurtDışı Çıkış Pulu"nu almayın unutmayın. 15TL de o ne işe yarıyor hala bilmiyorum. Üstüne Damga bastı geç dedi. Ve hep merak ettiğimim FREE SHOP. Öyle abartılacak bişi yok CK parfüm 55€ One Million 60€ 100lük Tekirdağ Yeşil Üzüm 21€ bir karton Winston 24€ gibi fıyatlar var. Her kesime hitap eden örnekler seçmek istedim. Bu sırada biz kapı 203B ye yol alırken bizim uçağa girişler başladı. Sıraya girdik ve ne görelim bir kabin görevlisi elinde dinamometre bazı çantaları ölçuyor. Benim bagaj zaten buyuk ve kg sınırda üstüne birde ceketleri çıkarıp koyduk 100luk rakı vs kg fazla çekecek sıra bana geldikçe heyecan artıyor, vücuda salınan adrenalin dozajı yükselıyor. Önumuzzdekı beylerden birinin bagajı kabıne kabul etmeyıp bagajı göndermesin mı hah şimdi paraları bayılcaz derken yanıma usulca yanaşıp bagajımı elıyle-dinamometre kullanamdan-bir yokladı ve ebn bahaneleri dökülmeye başladım yok alkol var ıcınde yok çeketler var da falan da filan da tamam sorun yok dedi geçtik. Benim dedem Kavalalı arkadaş cebinden parasını alacağına canını al daha iyi... Bana da bulaşmış azıcık kan çekıyor hani. Uçağımıza da bindik. Burda meraklı melahat ben direk cam kenarına çöktum aslında bilet ihsanındı. Ama bir sornakınde ona vercem pencereyı. Kaptanlardan biri Türk adı Ufuk diğeri Belçikalı biri. Anonslar vs yapıldı kemerlerımızı taktık kalkış vs derken ışıklar söndü. Yemek servisi başladı. Önceden siparış edip parasını karttan cırt ayşe teyze misalı aldıkları menümüzü getirdiler ki keyfime değmeyin...
Yanında gelen şarapda tam uzun yol için ideal. Bir süre sonra uykumu getirip bana derin bir uyku çektrdi. İnişimize yarım saat kala yapılan anonsla uyandım. Belçika semalarında geziyorduk hava ideal hafif yağmurlu ama güneş de vardı. Brussels National Airport iniş noktamız oldu. Yumuşak bir inişin ardindan uçağı boşalttık  ve o Cem Yılmazın senelerce esprisini yaptığı Polisle karşı karşıya geldik. O bakışını yaptı ve sordu "What is  your purpose of visit?" benden önce İhsan gidip geçtiğinden içim rahat bir şekilde gittim. Afrikan bir avrupalı ile karşı karşıyayım. Ve cevabımı verdim. "I am an erasmus student" TAK-TAK iki muhur sesinden sonra artık geçmekte serbesttim ve Belçika topraklarına adımımızı attık. Sıra bavul beklemekte ve bizi bekleyen okul görevlilerine ulaşmakta idi...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder